Çatışmadan Uzlaşıya: Barışın Elçileri & Sosyal Arabuluculuk


Çatışmadan Uzlaşıya: Barışın Elçileri & Sosyal Arabuluculuk 


YAZAR: Serkan HORUZ ( Sosyal Arabulucu)


           Sosyal Arabulucular: Barışın Elçileri


📝 ÖZET:

Çatışma, insan ilişkilerinin doğal bir parçasıdır; ancak bu çatışmanın nasıl yönetildiği toplumun huzurunu belirler. Sosyal Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin rehberliğinde, anlaşmazlık yaşayan tarafların kendi çözümlerini bulmalarını sağlayan barışçıl bir yöntemdir. Bu makale, "Barış Elçisi" olarak adlandırılan sosyal arabulucuların rolünü, sahip olmaları gereken "süper güçleri" ve "Kazan-Kazan" ilkesine dayanan 5 adımlı çözüm sürecini ele almaktadır. Ayrıca, bu yöntemin neden sadece anlık bir çözüm aracı değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm projesi olduğu incelenmektedir.


GİRİŞ

Haklı Çıkmak mı, Mutlu Olmak mı?

Günlük hayatta, okul koridorlarında veya mahalle parklarında yaşanan anlaşmazlıklarda genellikle şu sahneye şahit oluruz: İki taraf birbirine bağırır, ardından bir otorite (öğretmen, polis veya anne/baba) gelir, kimin haklı olduğuna karar verir ve diğerine ceza verir. Sonuç? Bir taraf kazanır, diğeri kaybeder ve öfke büyüyerek devam eder.

Peki, ya üçüncü bir yol varsa? Ya bir yargıç kararı yerine, taraflar kendi barışlarını kendileri inşa edebilselerdi? İşte Sosyal Arabuluculuk, tam da bu noktada devreye giren modern ve onarıcı bir iletişim sürecidir.

Sosyal Arabuluculuk Nedir?

Sosyal arabuluculuk; tarafsız bir üçüncü kişinin (biz ona Barış Elçisi diyoruz), çatışma yaşayan taraflara, sorunlarını konuşarak ve müzakere ederek çözmeleri için rehberlik etmesi sürecidir.

Buradaki en kritik ayrım şudur: Arabulucu bir karar verici değildir. O bir hakim, bir öğretmen veya bir polis gibi "Sen suçlusun, sen haklısın" demez. O, sadece tarafların birbirini duymasını sağlayan bir kolaylaştırıcıdır. Çözümü bulacak olanlar, sorunu yaşayanların ta kendisidir.

🛡️ Bir "Barış Elçisi"nin Süper Güçleri

İyi bir arabulucu olmak için pelerin takmaya gerek yoktur ancak "çantalarında" şu hayati yeteneklerin bulunması gerekir:

 * Sarsılmaz Tarafsızlık: Arabulucu asla taraf tutmaz. Kendi fikirlerini, yargılarını veya önyargılarını kapının dışında bırakır. Teorik olarak bu ilke kolay gibi gözükse de oldukça zordur. Hepimizin bir ideolojisi/dini inancı/hayata bakış açısı vardır. Ve bizim gibi düşünmeyen insanları da uzlaştırabiliriz. Örnegin, taraflardan biri sizin dini inanışınızda ya da mezhebinizden iken diğer taraf olmayabilir. Veya başörtülü veya değil. Bu noktada sosyal arabulucu taraflardan biri kendi  düşüncesinden oldugu için tarafsızlığını bozamaz. Taraflardan birini kayıramaz. Deyim yerindeyse, bir sosyal arabulucu, sahip oldugu bütün dini/ideolojik/felsefik kimliklerinden sıyrılabildigi ölçüde iyi bir sosyal arabulucu olabilecektir.

 * Aktif Dinleme: Sadece ağızdan çıkan kelimeleri değil, o kelimelerin arkasındaki duyguları ve ihtiyaçları da duyar. Taraflara "Seni gerçekten anlıyorum" mesajını verir.

Belki de çatışmaların, temel nedenidir bu ilke. "miş gibi yapmak" dinlemiş olmak için karşımızdakini dinlemek. Ona dokunamamak, neden öyle hissettigini ya da, sözcüklerin ardındaki gizli duyguyu anlayamamak, oysa sözden de öte gönle, hale bakmak gerekmez mi?


 * Güven ve Gizlilik: O odada konuşulanların, o odada kalacağının garantisini verir.

Elbette her meslekte mahremiyet önemlidir. Örneğin doktor-hasta  ya da Avukat-müvvekkil  arasında olduğu gibi, fakat Sosyal arabuluculukta bu husus daha da önemlidir. Taraflar, mahremiyet/gizlilik ihlali ihtimalini algıladıklarında birbirlerine ve arabuluya karşı samimiyetle açılamayacak ve taktıkkarı maskelerle görüşmeyi sürdüreceklerdir

 * Empati: Tarafların,  olaylara karşı tarafın gözünden bakabilmelerini teşvik eder.

 Arabulucu için burada  kritik nokta: Taraflara  birbirinin pencerelerinden olaya bakmasını sağlarken, tarafların neden böyle hissettiklerini algılamaya çalışmaktır. Bu bağlamda empatiyi bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse; ağlayan bir tarafa arabulucunun yaklaşımı

  • Taraf ile oturup  ağlamak değil, ya da ne hissettiğini duyumsamaktan öte, onun neden ağladığını anlamaktır

🔄 5 Adımda Barışa Yolculuk

Bir Barış Elçisi, kaosun içinden düzeni çıkarmak için süreci şu 5 temel adımda yönetir:

 * 1. Giriş ve Kurallar: Önce güvenli bir ortam yaratılır. "Söz kesmek yok", "hakaret etmek yok" gibi temel kurallar belirlenir.

Uzlaştırmacılık  yaptıgım  ilk  dosyalarımda, en çok zorlandığım belki de bu ilke idi. Taraflar, kendi haklılıklarını ispat için, karşısındakinin sözünü kesiyor, konuşturmuyor hatta daha ileri gidebiliyordu. Bu nedenle bir arabulucu öncelikle görüşme kurallarını net bir şekilde taraflara anlatmalı/özümsetmeli ve toplantı düzeni hakimiyetini sağlamalı iyi bir modorotör olmalıdır.


 * 2. Hikayeyi Anlatma: Her iki taraf da olayı kendi penceresinden anlatır. Bu aşama, duyguların boşalması ve "anlaşılma" ihtiyacının giderilmesi içindir.

Uzun yıllar, arabuluculuk/uzlaştırmacılık yapanlar bu aşama için 😊affınıza sığınarak😊, argo bir terimle " gaz alma aşaması" diyoruz.  Arabuluculuk görüşmelerinin ilk aşamasında tarafın sözü kesilmez. Yaşadıgı travma ya da olay esnasında duyguyu anlatması sağlanmalıdır. Kesinlikle sözü kesilmemelidir. Bu öylesine önemlidir ki, arabuluculuk sürecinin başarısı bu saffadadır. Çünkü taraf,  arabulucunun, kendisini anladıgını, duygu ve düşüncelerini tam aktardığından emin olmak ister.


 * 3. Sorunu Tanımlama: Yüzeysel öfkeden sıyrılıp "Asıl mesele nedir?" sorusuna odaklanılır.

Taraflar dinlenildikten sonra, arabulucu mümkünse tarafların kullandıgı kelimelerle sorunu özetler, asıl meselenin ne olduğunu bir iki cümle ile ifade eder. Burada problemin ne oldugu konusunda taraflar hemfikir olmalıdır.


 * 4. Çözüm Arama: Beyin fırtınası yapılır. Taraflar "Bunu nasıl çözeriz?" sorusuna birlikte yanıt ararlar.

Arabuluculuk sürecinde, arabulucu, çözümü dayatan değil, çözümü tarafların kendilerinin bulmasına yardımcı/katalizördür. Elbette tarafsız olarak, çözüm önerileri sunacaktır. Fakat bu bağımsız çözümü de aktarırken empati ilkesi ve tarafların kullandığı sözcüklerle sunar.


 * 5. Anlaşma: Ortak bir karara varılır, el sıkışılır ve sürdürülebilir bir barış için söz verilir.

Esasında asıl amacımız budur. Kimin haklı olduğu degil, problemin çözümlenmesi, ve herkesin içinde bir burukluk kalmadan masadan ayrilması amaçlanır.

Bu nedenle;

Mottomuz: "Kazan-Kazan" dır.

Geleneksel yöntemlerde (mahkeme veya disiplin kurulu gibi) genellikle "Kazan-Kaybet" senaryosu işler. Ancak sosyal arabuluculukta hedef "Kazan-Kazan" ilkesidir. Amaç, her iki tarafın da masadan ihtiyaçları karşılanmış, onuru kırılmamış ve ilişkileri onarılmış olarak kalkmasıdır.

🌟 Neden Bu Kadar Önemli?

Sosyal arabuluculuk,  bugün toplumumuzun içinde bulunduğu kavga ve şiddet sarmalına çöźüm olabilir. Mahkemelerin yoğunluğunu azaltırken kaynak israfına da çare olabilir. Yine toplumumuzun bir başka kanayan yarası olan okullardaki şiddet akran zorbalıgına karşı  "Akran Arabuluculuğu"  okullarda uygulandığında mucizevi dönüşümler de sağlayabilir. 

Özetle, sosyal arabuluculuk ile;

 * Fiziksel veya sözel şiddetin yerini diyalog alabilir

 * Sorunlarını başkasına havale etmeden çözen bireylerin özgüveni artabilir

 * Toplumda "sen dili" ile suçlayan değil, "ben dili" ile duygularını ifade eden bireyler yetişebilir

 * Sorunlar büyümeden çözüldüğü için zaman kazanılır ve resmi makamların yükü hafifleyebilir.

Sosyal arabuluculuk ile bunu hep birlikte başarabiliriz.

> ⚠️ Önemli Bir Uyarı:

> Sosyal arabuluculuk her derde deva değildir. Zorbalık, taciz veya ağır suç içeren durumlar arabuluculuk konusu olamaz. Arabuluculuk, sadece eşit güç dengesindeki anlaşmazlıklar (Örnegin okul içerisinde yanlış anlaşılma, eşya paylaşımı, sözlü tartışma vb.) için uygundur.


🏁 SONUÇ

Barış, sadece savaşın olmaması durumu değildir; barış, çatışmaların yapıcı bir şekilde yönetilebilmesidir. Sosyal arabuluculuk, bireylere sadece o anki kavgayı sonlandırmayı değil, yaşam boyu sürecek bir iletişim becerisini öğretir.

Bir toplumda "Barış Elçileri"nin sayısı ne kadar artarsa, birbirini dinleyen, anlayan ve yargılamadan önce "Konuşabilir miyiz?" diyen insanların sayısı da o kadar artacaktır. Unutmayalım ki; en sağlam barış, tarafların kendi elleriyle inşa ettiği barıştır.

Hiçkuşkusuz, barışın inşaasında, sosyal arabuluğun Türkiye'de özümsenmesi ve  yaygınlaşmasında bir ömür harcayan HEGEM Vakfı  ve başkanı Sayın Adem SOLAK'a da teşekkür etmeden yazımızı sonlandırmak doğru olnayacaktır. Bugün sosyal arabulucugun  gelmiş oldugu seviye ve bilinirliğinde HEGEM Vakfı ve  başkanı Adem SOLAK bey'in katkısı yadsınamaz..

HAZIRLAYAN : Serkan HORUZ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HEGEM Vakfı ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Görüşmesi: Sosyal Arabuluculukta Devlet Aklının Yeni Yönü

Türkiye’de Yeminli Sosyal Arabuluculuk Modeli: Kurumsallaşma Süreci, Normatif Çerçeve ve Uygulama Dinamikleri

Şiddeti Önlemek: Okulda Sosyal Arabulucu Neden Zorunlu Olmalı?