ADLİYE KORİDORUNA SIKIŞAN UZLAŞI: AVRUPA’DAKİ SOSYAL ARABULUCULUK KAVRAMI İLE TÜRK HUKUK SİSTEMİNDEKİ ARABULUCULUK VE UZLAŞTIRMA KURUMLARININ KARŞILAŞTIRMALI VE ELEŞTİREL BİR ANALİZİ

 YAZAR: Serkan HORUZ 

( Sosyal Arabulucu/ Uzlaştırmacı)


Özet

Modern hukuk sistemlerinde klasik yargılamanın artan iş yükü ve mahkeme süreçlerinin uzunluğu, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (AUÇ) yöntemlerini giderek daha görünür hale getirmiştir. Ancak bu yöntemlerin yalnızca teknik hukuki araçlar mı yoksa daha geniş bir toplumsal işlev mi üstlendiği, ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Bu çalışma, Avrupa’da —özellikle Fransa ve Belçika örnekleri üzerinden— geliştirilen ve sosyolojik bir zemine oturan sosyal arabuluculuk (médiation sociale) yaklaşımı ile Türkiye’de uygulanan arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarını karşılaştırmalı ve eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir.

Avrupa modelinde arabuluculuk, salt bir uyuşmazlık çözüm tekniği olarak değil, lien social (toplumsal bağ) kavramı etrafında şekillenen ve bozulan sosyal ilişkileri onarmayı hedefleyen bir mekanizma olarak kurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, hukukun yanı sıra sosyoloji ve psikoloji gibi disiplinlerle etkileşim içinde gelişmektedir. Buna karşılık, Türkiye’deki kurumsal yönelimin, özellikle Kasım 2024’te kabul edilen 9. Yargı Paketi sonrasında, onarıcı adalet perspektifinden uzaklaştığı görülmektedir. Ceza hukukunda uzlaştırmacılık faaliyetinin hukuk fakültesi mezunlarıyla sınırlandırılması ve belirli kıdeme sahip avukatlara tanınan ayrıcalıklar, arabuluculuğun disiplinler arası niteliğini zayıflatmaktadır.

Çalışma sonucunda, Avrupa’daki sosyal arabuluculuğun toplumsal barışı ve erişilebilirliği önceleyen esnek yapısına karşılık, Türkiye’deki uygulamanın büyük ölçüde yargı yükünü azaltma hedefiyle sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Bu durum, arabuluculuğun toplumsal ve duygusal boyutlarını ihmal etme riskini beraberinde getirmektedir.

Anahtar Kelimeler: Sosyal Arabuluculuk, Onarıcı Adalet, 9. Yargı Paketi, Uzlaştırmacı, Hukukçu Tekeli, Arabuluculuğun Kurumsallaşması, HEGEM, AUÇ, Disiplinler Arası Yaklaşım, Toplumsal Barış.

ENGLISH TITLE & ABSTRACT

COMPROMISE TRAPPED IN COURTHOUSE CORRIDORS: A COMPARATIVE AND CRITICAL ANALYSIS OF THE CONCEPT OF SOCIAL MEDIATION IN EUROPE AND MEDIATION AND CONCILIATION INSTITUTIONS IN THE TURKISH LEGAL SYSTEM

The increasing workload and structural clumsiness of classical adjudication in modern legal systems have made Alternative Dispute Resolution (ADR) methods increasingly visible. However, whether these methods function merely as technical legal tools or undertake a broader social function varies significantly across countries. This study examines the "social mediation" (médiation sociale) approach developed in Europe—particularly through French and Belgian examples—which rests on a sociological foundation, and compares it critically with the mediation and conciliation institutions implemented in Turkey.

In the European model, mediation is constructed not merely as a dispute resolution technique, but as a mechanism shaped around the concept of lien social (social bond), aiming to repair broken social relationships. This approach develops in interaction with disciplines such as sociology and psychology alongside law. In contrast, the institutional orientation in Turkey, particularly following the 9th Judicial Package adopted in November 2024, appears to be moving away from the restorative justice perspective. Limiting the activity of conciliation in criminal law to law school graduates and granting privileges to lawyers with specific seniority weakens the interdisciplinary nature of mediation.

The study concludes that while European social mediation prioritizes social peace and accessibility through a flexible structure, the practice in Turkey remains largely limited to the goal of reducing the judicial workload. This situation brings with it the risk of neglecting the social and emotional dimensions of mediation.

Keywords: Social Mediation, Restorative Justice, 9th Judicial Package, Conciliator, Lawyer Monopoly, Institutionalization of Mediation, HEGEM, ADR, Interdisciplinary Approach, Social Peace.

1. GİRİŞ

Modern hukuk sistemleri, 21. yüzyılda daha önce deneyimlemedikleri bir "erişim ve etkinlik" kriziyle karşı karşıyadır . Küreselleşen dünyada ticari ve sosyal ilişkilerin karmaşıklaşması, uyuşmazlıkların hem niteliğini değiştirmiş hem de sayısını dramatik biçimde artırmıştır. Klasik yargılama usullerinin işleyişindeki yavaşlık, maliyetli yapısı ve süreci uzatan bürokratik engelleri, vatandaşların adalete olan güvenini zedelerken; hukuk sistemlerini de zorunlu arayışlara itmiştir. Bu nedenle Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (AUÇ) yöntemleri, başlangıçta yargının iş yükünü hafifletmek gibi pragmatik bir amaçla gündeme gelse de, zamanla toplumsal barışı sağlama misyonuyla, cezalandırıcı adalet anlayışından "onarıcı adalet" paradigmasına geçişin merkezine yerleşmiştir. ( Bkz: Şekil:1)


Türkiye’de bu paradigma değişimi, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında düzenlenen uzlaştırma müessesesi ile yasal zemine kavuşmuştur . Başlangıçta, tarafların kendi çözümlerini üretmeleri ve hasımlıktan iş birliğine geçmeleri hedeflenirken; uygulama pratikleri zaman içinde farklı bir yöne evrilmiştir. Özellikle Türkiye’deki arabuluculuk ve uzlaştırma kurumları, niteliksel bir barıştan ziyade, niceliksel başarı ölçütlerine (dosya kapatma sayısı) odaklanan bir performans sistemine dönüşmüştür. Nitekim mevcut uygulamada, UYAP algoritmasının uzlaşma başarı puanı yüksek olan uzlaştırmacılara otomatik olarak daha fazla dosya tevzi edecek şekilde kurgulanmış olması, bu niceliksel döngüyü kurumsallaştırmaktadır. Bu durum, uygulayıcıları taraflar arasındaki "ilişkiyi onarmak" gibi zaman alıcı bir süreçten ziyade; sistemsel olarak daha fazla iş alabilmek adına "hızlıca imza alıp dosyayı kapatmaya" teşvik etmektedir

Uygulamada baskın etken olan bu "sayısal başarı" odaklı pragmatik zihniyetin mevzuattaki nihai yansıması ve dönüşümün en keskin virajı ise, 2024 ve 2025 yıllarında yapılan yasal düzenlemelerle alınmıştır. Bu doğrultuda Kasım 2024 tarihinde yasalaşan 9. Yargı Paketi (7531 sayılı Kanun) ile getirilen düzenlemeler, sistemin felsefesinde köklü bir makas değişikliğine yol açmıştır . Yapılan değişikliklerle; ceza hukukundaki uzlaştırmacılık faaliyeti, daha önceki disiplinler arası yapısından koparılarak tamamen hukuk fakültesi mezunlarına hasredilmiş ;öte yandan 20 yıl kıdemli avukatlara getirilen sınavsız arabuluculuk hakkı ile süreç bir "yetkinlik" meselesinden "kıdem" imtiyazına dönüştürülmüştür .

Bu yasal müdahaleler, sistemin disiplinler arası karakterini (psikoloji, sosyoloji, iletişim vb.) zayıflatmış ve Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (AUÇ) yöntemlerini, tamamen hukuk formasyonuna sahip profesyonellerin tekelinde olan, teknik bir "yargı yükü hafifletme" aracına indirgemiştir. Süreç, sosyolojik ve psikolojik derinliğinden koparılarak, şekli bir "hukukileşme" (juridification ) sürecine tabi tutulmuştur.

Türk hukuk sistemindeki bu teknikleşme ve profesyonel meslek tekeline sıkışma eğiliminin aksine; Avrupa hukuk kültüründe, özellikle Fransa ve Belçika örneklerinde karşımıza çıkan "sosyal arabuluculuk" (médiation sociale) kavramı, Türk hukukundaki bu yaklaşımdan taban tabana zıt bir felsefeye dayanır.

Avrupa modelinde arabuluculuk, adliye koridorlarına sıkışmış şekli bir prosedürden ziyade; mahallede, okulda ve kamusal alanda toplumsal dokuyu onaran, psikososyal dinamikleri gözeten bir "yurttaşlık pratiği" olarak kurgulanmıştır . Orada amaç, niceliksel olarak "dosyayı kapatmak" değil, kopan "sosyal bağı" (lien social) yeniden kurmaktır

Bu yaklaşım, çatışma çözüm teorisindeki "Buzdağı Modeli"ni esas alır: Türk hukuku buzdağının görünen kısmındaki "pozisyonlar" (alacak/verecek/tazminat/ceza) ile ilgilenirken; Avrupa'daki sosyal model, suyun altındaki devasa kütleyle "ihtiyaçlar, duygular ve sosyal bağlar" ile ilgilenir ( Bkz: Şekil 2) . Dolayısıyla arabulucu, bir "hakem" değil, sosyal dokuyu ören bir "terzi" işlevi görür



Esasen Türkiye, gerek köklü kültürel kodları gerekse sivil toplumun dinamik yapısı itibarıyla, Avrupa'nın uyguladığı bu sosyal modele yabancı değildir. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde pilot okullarda başarıyla uygulanan "Akran Arabuluculuğu" (Peer Mediation) projeleri, şiddetin önlenmesinde öğrencilerin kendi sorunlarını çözebilme kapasitesini ortaya koymuştur . Bunun yanı sıra, Anadolu kültüründeki geleneksel sulh mekanizmaları ve "akil insanlar" geleneği, toplumsal hafızada hala canlılığını korumaktadır.

Sivil toplum ayağında ise durum daha da çarpıcıdır. Özellikle Adalet Bakanlığı ve üniversitelerle yapılan protokoller çerçevesinde, HEGEM Vakfı (Şiddetle Mücadele Vakfı) öncülüğünde yürütülen programlar sayesinde, Türkiye genelinde binlerce sertifikalı "Sosyal Arabulucu" yetiştirilmiştir . Bu veriler, toplumsal talebin ve hazırlığın en somut göstergesidir.

Ancak ne yazık ki mevcut yasal mimari (özellikle 9. Yargı Paketi ile şekillenen yapı), sahada yetişmiş bu insan kaynağını ve sivil potansiyeli sisteme entegre etmek yerine; alanı tamamen hukuk profesyonellerine özgüleyerek toplumsal dinamikleri dışlamaktadır. ( Bkz. Şekil:3) Bu durum, sadece bir kaynak israfı değil, aynı zamanda arabuluculuğun "toplumsallaşması" önündeki en büyük bariyerdir.



Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarının giderek bir 'hukukçu imtiyazı'na (lawyer monopoly) dönüşmesini, Avrupa'daki 'sosyal arabuluculuk' (médiation sociale) modeli ışığında eleştirel bir perspektifle incelemektir. Bu doğrultuda çalışma, karşılaştırmalı bir analiz yöntemi izleyerek; öncelikle Avrupa’daki sosyal arabuluculuğun teorik çerçevesini ve uygulama alanlarını irdeleyecek; akabinde Türk hukukunda özellikle 9. Yargı Paketi ile oluşan yeni yasal statükonun, onarıcı adalet ilkeleriyle uyumunu tartışacaktır. Sonuç olarak ise, Türkiye’deki uygulamanın mevcut meslek taassubundan arındırılarak, disiplinler arası bir yaklaşımla nasıl yeniden kurgulanabileceğine dair somut çözüm önerileri sunulacaktır.

2. AVRUPA MODELİ: SOSYAL BAĞIN YENİDEN İNŞASI VE "MÉDIATION SOCIALE"

Türkiye’deki baskın uygulamanın aksine, Kıta Avrupası’nda —özellikle Frankofon ekolde— arabuluculuk, yargının iş yükünü hafifletmeyi amaçlayan teknik/prosedürel bir araç ("usul ekonomisi") olarak değil; modernitenin yarattığı toplumsal parçalanmaya karşı geliştirilen sosyolojik bir refleks olarak doğmuştur. Jacques Faget’nin isabetli tanımıyla Avrupa’daki bu model, hukukun soğuk yüzüne karşı geliştirilen "demokrasinin sessiz atölyeleri"dir .

Özellikle 1980’li ve 90’lı yıllarda Fransa’da banliyölerde (banlieues) artan şiddet olayları, gettolaşma ve göçmen krizi, klasik devlet aygıtının (polis, yargı ve idare) yetersiz kaldığı "gri alanlar" yaratmıştır. Devletin otoriter yüzüyle (ceza ve yaptırım) bu alanlara girmesi krizi derinleştirince; "Sosyal Arabuluculuk" (Médiation Sociale), devlet ile yurttaş arasında kopan diyaloğu onarmak ve "sosyal dokuyu yeniden örmek" amacıyla üçüncü bir yol olarak ortaya çıkmıştır .

2.1. Teorik Çerçeve: "Çözüm" Değil, "Bağ Kurma" (Créer du Lien)

Avrupa sosyal arabuluculuk teorisinin temelinde, Jean-François Six’in kavramsallaştırdığı "Lien Social" (Sosyal Bağ) ilkesi yatar. Türk hukuk sistemindeki arabuluculuk, uyuşmazlığı bir "hak ihlali" ve "alacak-verecek" davası olarak kodlarken; Avrupa modeli uyuşmazlığı bir "iletişim krizi" olarak kodlar.

Bu perspektife göre arabulucunun görevi, tarafları hukuki bir sözleşmede uzlaştırmaktan ziyade; kopan insani irtibatı yeniden tesis etmektir. Bonafé-Schmitt’in belirttiği üzere bu yaklaşım, "Devlet Adaleti"nin (State Justice) dikey ve hiyerarşik yapısına karşı; yatay, esnek ve onarıcı bir "Yumuşak Adalet" (Soft Justice) paradigması önerir . Burada amaç, dosyanın kapatılması değil; tarafların "öteki"nin varlığını tanıması (recognition) ve birlikte yaşam kültürünün (vivre ensemble) sürdürülebilir kılınmasıdır.

2.2. Disiplinler Arası Karakter: Hukuk ve Davranış Bilimlerinin Sentezi

Avrupa modelinin en ayırt edici tarafı, arabuluculuğun sadece hukukçuların tekelinde (lawyer monopoly) bir meslek olarak görülmemesidir. Aksine arabuluculuk, multidisipliner bir uzmanlık alanı olarak kabul edilir ve çatışmanın çok boyutlu doğasına uygun bir kadro yapısı öngörür.

Psikologlar, sosyologlar, sosyal hizmet uzmanları ve pedagoji eğitimi almış kişiler, bu sürecin sadece "yardımcıları" değil, asli unsurlarıdır. Avrupa'daki pek çok aile ve akran arabuluculuğu merkezinde, bir hukukçu ile bir psikoloğun süreci birlikte yönettiği "Eş-Arabuluculuk" (Co-mediation) modeli standart bir uygulama haline gelmiştir . Bu iş bölümüne göre; çatışmanın normatif ve hukuki boyutu avukatların, duygusal, ilişkisel ve psikososyal boyutu ise davranış bilimcilerin sahasıdır.

Bu disiplinler arası sentez, çatışmanın sadece yüzeydeki semptomlarının (dava konusu) değil; derindeki kök nedenlerinin (root causes) analiz edilmesini ve böylece geçici bir ateşkesin değil, sürdürülebilir bir barışın sağlanmasını mümkün kılar (Bkz. Şekil 4) .




2.3. Sahadan Güncel Uygulama Örnekleri

Teorik arka planı bu denli güçlü olan modelin günümüz Avrupa'sındaki pratik yansımaları, Türkiye'deki "adliye koridoru" arabuluculuğundan oldukça farklıdır:

Gece Arabulucuları (Médiateurs de Nuit): Fransa’da Paris, Lyon ve Strasbourg gibi metropollerde belediyeler bünyesinde çalışan "Gece Arabulucuları", akşam 18.00’den sabah 02.00’ye kadar mahallelerde devriye gezerler. Gürültü yapan gençler, aile içi tartışmalar veya kamusal alandaki gerginliklere polis müdahale etmeden önce bu ekipler müdahil olur. Yasal bir yetkileri yoktur; güçlerini sadece "diyalogdan" ve "mahalleli olmaktan" alırlar. Raporlar, bu uygulamanın adli vakaları %40 oranında azalttığını göstermektedir .

Kültürel Tercümanlar (Femmes-Relais): Göçmen yoğunluklu bölgelerde, o topluluğun dilini ve kültürünü bilen kadın arabulucular (Femmes-Relais), okul ile aile veya hastane ile hasta arasındaki uyuşmazlıklarda devreye girer. Hukukçu olmayan bu aktörler, "kültürel kodları" çözerek, yargının anlayamadığı derinlikteki çatışmaları kaynağında kuruturlar

3. TÜRKİYE’DE ARABULUCULUĞUN DÖNÜŞÜMÜ: "ONARICI ADALET"TEN "YARGI YÜKÜ PRAGMATİZMİ"NE

Türkiye’de Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (AUÇ) yöntemlerinin gelişimi, Avrupa’daki "aşağıdan yukarıya" (bottom-up / toplumsal ihtiyaçtan kurumsallaşmaya) organik gelişimin aksine; devlet eliyle ve "yukarıdan aşağıya" (top-down / yasa ile dayatma) bir seyir izlemiştir . Bu yapısal fark, uygulamanın ruhunu belirleyen temel faktördür. Süha Tanrıver’in literatürde sıkça atıf yapılan tespitiyle; Türkiye’de arabuluculuk, adalete erişimi kolaylaştıran bir "hak"tan ziyade, mahkemelerin tıkanıklığını açmak için vatandaşa dayatılan bir "ödev"e dönüşmüştür .

3.1. Yargı Yükü Pragmatizmi ve İstatistik Fetişizmi

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve CMK m. 253 düzenlemeleri, her ne kadar "onarıcı adalet" söylemiyle yola çıkmış olsa da; yasa koyucunun ve Adalet Bakanlığı’nın temel motivasyonu daima "yargının iş yükünü azaltmak" olmuştur.

Bakanlık tarafından yayınlanan yıllık faaliyet raporlarında başarının sürekli olarak "kapatılan dosya sayısı", "yargılamadan tasarruf edilen gün sayısı" ve "bütçe tasarrufu" ile ölçülmesi; sistemin niceliksel yönünün (istatistik), niteliksel yönüne (toplumsal barış) baskın geldiğini açıkça göstermektedir . Mustafa Serdar Özbek’in vurguladığı üzere; uyuşmazlığın çözümünü sadece "dosyanın kapanması"na indirgemek, çatışmanın altında yatan sosyolojik dinamikleri görmezden gelmek demektir .

3.2. Kırılma Noktası: 9. Yargı Paketi ve Mesleki Tekelleşme

Türkiye’deki arabuluculuk ve uzlaştırma sistemindeki makas değişimi, Kasım 2024 tarihinde yasalaşan "9. Yargı Paketi" (Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) ile tescillenmiştir. Bu paket, onarıcı adalet mekanizmalarını "disiplinler arası" bir alan olmaktan çıkarıp, katı bir "hukukçu tekeline" (lawyer monopoly) hapsetmiştir. Yapılan iki kritik değişiklik, bu zihniyet dönüşümünün somut kanıtıdır:

1. Uzlaştırmacı Profilinin Daraltılması ve "Erişimin Kapatılması": 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, uzlaştırmacı olabilmek için "Hukuk Fakültesi mezunu olma" şartı getirilmiştir. Her ne kadar yapılan düzenlemede geçiş hükümleriyle mevcut sicile kayıtlı hukukçu olmayan uzlaştırmacıların hakları korunmuş olsa da; bu durum, sistemin kapılarının farklı disiplinlerdeki lisansiyerlere (İİBF, İktisat Fak., İşletme Fak., Siyasal Bilgiler Fak. mezunları) geleceğe dönük olarak tamamen kapatıldığı gerçeğini değiştirmemektedir . Bu "kazanılmış hak" koruması, fiili durumu kurtarmakla birlikte; sistemin multidisipliner yapısının zaman içinde "sönümlenerek" (fade out) tamamen hukukileşmesini hedefleyen bir stratejinin parçasıdır.

2. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk ve Kıdem İstisnası : 

6325 sayılı Kanun uyarınca arabuluculuk, zaten yalnızca Hukuk Fakültesi mezunlarına özgülenmiş bir meslekti. Ancak 2024 sonlarında yapılan değişiklikle, mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip hukukçulara, yazılı sınava girmeksizin arabuluculuk siciline kaydolma hakkı tanınmıştır. Bu durum, arabuluculuğun özel bir "müzakere uzmanlığı" olmaktan ziyade, kıdemli hukukçulara tanınan bir "imtiyaz" veya "emeklilik projesi" olarak konumlandırıldığı eleştirilerini güçlendirmiştir.

3. Kapsam Daralması: 

Hakaret suçunun "sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle" işlenmesi hali, uzlaştırma kapsamından çıkarılarak "ön ödeme" kapsamına alınmıştır. Bu da sistemin "onarıcı adalet"ten ziyade "hızlı tahsilat" (para cezası) modeline kaydığının bir göstergesidir.

Bu düzenlemelerle yasa koyucu, "çatışma çözümü"nü multidisipliner bir alan olarak değil, sadece hukukçuların yetkinliğinde olan bir "yasal prosedür" olarak tanımlamayı tercih etmiştir

3.3. Somut Örneklendirme: "Hukuki Bakış"ın Çıkmazı

Sistemin sadece hukukçulara teslim edilmesinin sahadaki sonuçlarını somut bir "Komşuluk Uyuşmazlığı" üzerinden analiz etmek mümkündür:

Örnek Olay (Vaka): Bir apartmanda üst kattaki ailenin gürültü yapması nedeniyle alt kattaki komşu ile aralarında husumet oluşmuş, olay karşılıklı hakaret ve tehdide dönüşerek yargıya intikal etmiştir.

Mevcut Türk Modeli (Hukukçu Yaklaşımı): Hukukçu arabulucu/uzlaştırmacı, formasyonu gereği olaya "normatif" bakar. Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit suçunun unsurlarını ve Kat Mülkiyeti Kanunu'nu esas alır. Çözüm önerisi genellikle şudur: "Şikayetinizi geri çekin, karşı taraf da size 5.000 TL manevi tazminat ödesin ve bir daha gürültü yapmayacağına dair taahhüt versin." Dosya "uzlaşma ile" kapanır, istatistiklere başarı olarak geçer. Ancak taraflar arasındaki nefret ve iletişimsizlik devam eder; iki ay sonra başka bir sebepten kavga tekrar çıkar.

Olması Gereken (Sosyal/Disiplinler Arası Yaklaşım): Bir psikolog veya sosyal arabulucunun dahil olduğu süreçte, gürültünün bir "semptom" olduğu, asıl sorunun "yalnızlık", "saygı görmeme" veya "kültürel çatışma" olduğu tespit edilir. Tarafların duygularını ifade etmesi sağlanır. Sonuçta belki tazminat ödenmez ama taraflar birbirinin yüzüne bakabilir hale gelir. (Bkz. Şekil 5) .



4. KARŞILAŞTIRMALI VE ELEŞTİREL TARTIŞMA: İKİ FARKLI PARADİGMA

Avrupa’daki "sosyal arabuluculuk" modeli ile Türkiye’de 9. Yargı Paketi ile sınırları kesinleşen "yasal arabuluculuk" modeli karşılaştırıldığında; sorunun basit bir uygulama farkı olmadığı, iki modelin ontolojik olarak tamamen zıt paradigmalara dayandığı görülmektedir. Bu zıtlık, üç temel eksende kristalize olmaktadır: Amaç, Aktör ve Mekân.

4.1. Amaçsal Kopuş: "Bağ Kurmak" mı?, "Dosya Kapatmak" mı?

 Avrupa literatüründe ve uygulamasında arabuluculuk, modernitenin yarattığı yalnızlaşmaya ve sosyal parçalanmaya karşı geliştirilen bir "sosyal restorasyon" projesidir. Jacques Faget’nin isabetli tespitiyle; burada başarı kriteri, tarafların teknik bir anlaşma metnini imzalaması değil, kopan iletişimin ve zedelenen sosyal bağın (lien social) yeniden tesis edilmesidir .

Buna karşılık Türk hukuk sisteminde arabuluculuk, "usul ekonomisi" ilkesine hapsedilmiştir. Sistemin başarısı, Adalet Bakanlığı tarafından "mahkemeye gitmeden çözülen uyuşmazlık sayısı" ile ölçülmektedir. Bu pragmatik yaklaşım, arabuluculuğu bir "barışma sanatı" olmaktan çıkarıp, yargının iş yükünü hafifletmek için tasarlanmış bir *"bürokratik filtre"*ye indirgemektedir. Bu zihniyet kopuşunun en somut ve güncel tezahürü, hakaret suçlarında yapılan değişikliktir. Hakaret, doğası gereği tarafların yüzleşerek "helalleşmesine" ve duygusal tatmine en çok ihtiyaç duyulan suç tipidir. Ancak 9. Yargı Paketi ile bu suçun uzlaştırma kapsamından çıkarılıp, "ön ödeme" (suçun karşılığının devlete para olarak ödenmesi) kapsamına alınması manidardır. Devlet bu hamleyle, "Tarafların barışması veya sosyal bağın onarılması önemli değildir; önemli olan paranın devlete ödenmesi ve dosyanın hızla kapanmasıdır" mesajını vermiştir. İnsani bir özür dileme sürecinin yerini, mali bir para yatırma işlemi almıştır. Sistemin niceliğe (sayıya) odaklanarak niteliği (insanı) göz ardı etmesi, Ritzer’in "toplumun McDonaldlaştırılması" (verimlilik ve hesaplanabilirlik) teorisiyle örtüşen bir sorunsaldır .

4.2. Aktör Ekseni: "Yetkinlik" Yerine "Kıdem" ve Meslek Tekeli

Avrupa'da sosyal arabuluculuk "toplumun içinden" ve sahadan gelen kişilerce (sosyolog, psikolog, sosyal çalışmacı) yürütülürken; Türkiye’de 9. Yargı Paketi ile uzlaştırmacılığın dahi sadece hukukçulara hasredilmesi, süreci tamamen "teknik/hukuki" bir boyuta indirgemiştir.

Yasa koyucu bu tercihiyle; Avrupa uygulamasından ayrışarak, bir sosyoloğun çatışmanın kök nedenini analiz etme yeteneğini veya bir psikoloğun öfke kontrolü konusundaki uzmanlığını, hukuk formasyonundan "daha değersiz" addetmiştir. Literatürde "Hukukileştirme" (Juridification) olarak tanımlanan bu durum, insan ilişkilerinden kaynaklanan "canlı" ve “akışkan” sorunların, katı hukuk kalıplarına dökülerek dondurulması anlamına gelir .

Bu durum uygulamada ciddi bir "rol çatışması" yaratmaktadır. Mustafa Serdar Özbek’in vurguladığı üzere; hukukçu refleksi doğası gereği "haklıyı" ve "yasal olanı" ararken, arabuluculuk etiği "ortak çıkarı" ve "ilişkiyi" aramalıdır. Hukukçu kimliğinin baskınlığı, arabuluculuk sürecinin "yargılamaya alternatif" olmaktan çıkıp "yargılamanın ön hazırlığı"na dönüşmesine neden olmaktadır .^27

Daha da vahimi, "Kıdem" kavramının "Yetkinlik" kavramının önüne geçmesidir. 20 yıl kıdemli avukatlara sınavsız arabuluculuk hakkı tanınması, arabuluculuğun ayrı bir formasyon, sabır ve psikolojik yetkinlik gerektirdiği gerçeğiyle çelişmektedir. Leonard Riskin’in belirttiği üzere; hukukçuluk "haklıyı bulma" (adversarial), arabuluculuk ise "menfaati buluşturma" (collaborative) sanatıdır . Kıdemli bir avukatın, duruşma salonundaki "kazan-kaybet/çatışma-savunma" reflekslerini arabuluculuk masasına taşıması, uzlaşı kültürünü inşa etmek bir yana, süreci tıkayan en büyük engel olabilir. (Bkz. Şekil 6)



4.3. Mekânsal ve Sınıfsal Mesafe: Sokağın Dili /Adliyenin Dili

Sosyal arabuluculuğun başarısı, her şeyden önce "erişilebilir" olmasından gelir. Avrupa örneklerinde, bilhassa Fransa'da "Gece Arabulucuları"nın (Médiateurs de nuit) parklarda, toplu konutlarda, metro istasyonlarında ve sokakta görev yapması; devletin otoriter yüzüyle değil, şefkatli yüzüyle "vatandaşın ayağına gitmesi" demektir. Mekânın sivilleşmesi, dilin de sivilleşmesini sağlar.

Buna karşılık Türkiye’de uzlaştırmacılık ve arabuluculuk, hem fiziksel hem de zihinsel olarak "Adliye" kavramından kopamamıştır. Uzlaştırma/Arabuluculuk görüşmelerinin adliye binalarındaki soğuk odalarda veya plazalardaki lüks ofislerde yapılması, özellikle alt-sosyoekonomik gruplar için süreci yabancılaştırıcı (alienating) hale getirmektedir.

Mekânın dili, kurulan ilişkinin niteliğini belirler. Lüks bir hukuk bürosunda vatandaş "misafir/yabancı", hukukçu ise "ev sahibi/otorite" konumundadır. Bu hiyerarşik atmosferde vatandaş, arabulucuyu "derdini anlatacağı bir üçüncü kişi" olarak değil, "hakimden önceki bir başka devlet otoritesi" olarak algılamaktadır . Bu durum, arabuluculuğun temel felsefesi olan "eşitler arası iletişim" ilkesini daha baştan, mekânsal olarak imkansız kılmaktadır (Bkz. Şekil 7) .


5. SONUÇ VE ÖNERİLER

Bu çalışmada, Avrupa’daki "sosyal arabuluculuk" (médiation sociale) modeli ile Türkiye’deki mevcut yasal arabuluculuk sistemi, özellikle 2024 Kasım ayında yasalaşan 9. Yargı Paketi ışığında karşılaştırmalı bir analize tabi tutulmuştur. İncelemeler, iki sistem arasındaki makasın sadece uygulama düzeyinde değil, felsefi ve ontolojik düzeyde de açıldığını ortaya koymaktadır.

Avrupa modeli, arabuluculuğu modernitenin yarattığı sosyal parçalanmaya karşı bir "bağ onarım" (lien social) mekanizması olarak kurgularken; Türk modeli, arabuluculuğu yargı yükünü hafifletmeye odaklı pragmatik bir "dosya eritme" aracı olarak konumlandırmıştır. Çalışmanın teorik zeminini oluşturan Ritzer’in "McDonaldlaşma" teorisi bağlamında bakıldığında; Türk sistemi verimlilik, hesaplanabilirlik ve hız uğruna, sürecin insani ve onarıcı niteliğini feda etmiş, "adaletin irrasyonel bir rasyonaliteye" hapsolmasına neden olmuştur .

Son hukuki düzenlemeler ışığında, hakaret gibi suçların uzlaştırma kapsamından çıkarılıp ön ödemeye (para cezasına) dönüştürülmesi ve sistemin tamamen hukukçuların tekeline bırakılması; devletin önceliğinin "toplumsal barış" değil, "adaletin fiskalizasyonu" (gelir odaklılık) olduğunu düşündürmektedir. Davranış bilimcilerin sistemden dışlanması, Avrupa Konseyi'nin "Arabuluculukta disiplinler arası iş birliği esastır" ilkesiyle de açıkça çelişmektedir .^33

Türkiye’nin ihtiyacı olan; sadece adliye koridorlarında işleyen teknik bir prosedür değil, toplumun kılcallarına nüfuz eden ilişki odaklı bir mekanizmadır. Bu doğrultuda şu politika önerileri hayata geçirilmelidir:

 * İkili Sisteme Geçiş (Hukuki ve Sosyal Ayrımı):

 Mevcut 6325 sayılı Kanun kapsamındaki "Hukuk Arabuluculuğu" korunmalı; ancak buna paralel olarak, yargı dışı alanlardaki (okul, mahalle, aile, akran zorbalığı) uyuşmazlıklar için Fransa örneğindeki gibi sivil ve esnek bir "Sosyal Arabuluculuk Kanunu" çıkarılmalıdır.

 * Sivil Kaynağın Entegrasyonu: 

Çatışma, sadece hukuki bir ihlal değil, psiko-sosyal bir krizdir. Bu nedenle, HEGEM Vakfı ve üniversiteler iş birliği ile yetiştirilen sertifikalı uzmanlar, sosyologlar ve psikologlar; "barış yapıcı" (peace-maker) statüsüyle sisteme entegre edilmelidir.

 *Disiplinler Arası "Eş-Arabuluculuk" (Co-Mediation): 

Özellikle aile hukuku ve ceza uzlaştırması gibi yoğun duygusal çatışma içeren alanlarda, sürecin sadece bir hukukçu tarafından değil; bir davranış bilimci eşliğinde yürütülmesi yasal teşvik kapsamına alınmalıdır. Lisa Parkinson’un belirttiği üzere; hukukçu ve psikologun birlikte yönettiği bir süreç, tarafların sadece yasal haklarını değil, gelecekteki ilişkilerini de güvence altına alan en yetkin modeldir .

 * Mekânsal Sivilleşme: 

Arabuluculuk, adliyelerin ve plazaların "soğuk ve hiyerarşik" atmosferinden çıkarılıp; belediyeler bünyesinde kurulacak "Toplum Barış Merkezleri"ne veya mahalle ölçeğindeki sivil mekanlara taşınarak halka erişilebilir kılınmalıdır

HAZIRLAYAN : Serkan HORUZ 

 (Uzlaştırmacı/Sosyal Arabulucu)



KAYNAKÇA

Adalet Bakanlığı. (2023). Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk İstatistikleri Raporu. Ankara.

Bonafé-Schmitt, J. P. (1992). La médiation: une justice douce. Paris: Syros-Alternatives.

Bourdieu, P. (1987). The Force of Law: Toward a Sociology of the Juridical Field. Hastings Law Journal, 38, 805-853.

Cappelletti, M., & Garth, B. (1978). Access to Justice: The Worldwide Movement to Make Rights Effective. Milan: Giuffrè.

Council of Europe. (2002). Recommendation Rec(2002)10 on Mediation in Civil Matters. Strasbourg.

Divay, S. (2012). La médiation sociale: une professionnalisation en tension. Formation Emploi, (118), 24-28.

Erdoğan, B. (2018). Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Faget, J. (2010). Médiations: Les ateliers silencieux de la démocratie. Toulouse: Erès.

Guillaume-Hofnung, M. (2015). La médiation (7. Baskı). Paris: Presses Universitaires de France (PUF).

HEGEM Vakfı. (2024). Şiddetle Mücadele ve Sosyal Arabuluculuk Raporları.

Liebmann, M. (2000). Mediation in Context. London: Jessica Kingsley Publishers.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB). (2015-2023). Okullarda Şiddetin Önlenmesi ve Akran Arabuluculuğu Pilot Proje Raporları.

Özbek, M. S. (2009). Alternatif Uyuşmazlık Çözümü. Ankara: Yetkin Yayınları.

Özbek, M. S. (2020). Arabuluculukta Etik ve Hukukçu Kimliği. Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 10(2), 215-220.

Parkinson, L. (2014). Family Mediation. London: Sweet & Maxwell.

Riskin, L. L. (1982). Mediation and Lawyers. Ohio State Law Journal, 43, 29-35.

Ritzer, G. (2011). Toplumun McDonaldlaştırılması (Çev. Ş. S. Kaya). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Six, J. F. (1990). Le temps des médiateurs. Paris: Seuil.

Six, J. F. (2001). Les médiateurs. Paris: Le Cavalier Bleu.

Tanrıver, S. (2016). Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk ve Arabuluculuğun Geleceği. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (124), 11-38.

Teubner, G. (1987). Juridification: Concepts, Aspects, Limits, Solutions. İçinde: Juridification of Social Spheres. Walter de Gruyter.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HEGEM Vakfı ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Görüşmesi: Sosyal Arabuluculukta Devlet Aklının Yeni Yönü

Türkiye’de Yeminli Sosyal Arabuluculuk Modeli: Kurumsallaşma Süreci, Normatif Çerçeve ve Uygulama Dinamikleri

Şiddeti Önlemek: Okulda Sosyal Arabulucu Neden Zorunlu Olmalı?